"Tepedeki Yer" (Bölüm -2-) 07.04.2026


- Bu sözler üzerine "Sütunun Temsilcisi" gülümsedi ve "İşte" dedi; bizzat siz söylediniz, bu işin sonu eninde-sonunda bu hazin kapanış ile oluyormuş değil mi? Üstelik, varlığın kaçınılmaz sonu yok olmaktır ve bu bir semavi kanundur.

...İki kutbun temsilcisi gelecek ile alakalı dört saat görüştüler ve her saatin konusunu bir yıllık uğraşı olarak adlandırdılar. 

"Kubbenin Temsilcisi"; Tabiki de sen ve planladıkların Şer'dir ancak biz bu işin içinden Hayır-lı sonuçlar çıkaracağımızı görüyoruz, şimdi ben; yanımdayken 'Sol-umda' dikilip duran 'Aksak Yaverimi' Karlar Ülkesi'ne göndereceğim ki hayır üzere olacak sonuçlar aksi istikamete evrilmesin.

Bunun üzerine "Sütunun Telsilcisi"; Ben'de 'Yaşlı  Yaverimi' görüşmesi için senin 'Aksak Yaverine' göndermiştim de onlar da Karlar Ülkesi üzerine konuşmuşlardı, görünen o ki; "Önümüzdeki günlerde herşey değişecektir, umarım senin toprakların değişmez' dedi.

Aslında "Sütunun Temsilcisi" yeni Dünya'yı inşa etmek, yeni bir düzen getirmek istiyordu. İstedikleri 'Yeni Dünya' kendi sistemlerinin daha da güçlü bir şekilde vücut bulduğu bir 'Cennet' tasviri idi. Sapkın inanışları sadece ve sadece kendilerine ait olan ve kendinden olmayanların yok edildiği bir Dünya'yı emrediyor ve bu hedefin gerçekleşmesi için insani veya ahlaki sınır koymuyordu. 

Zaten bunlar; eskiden beridir hep bu 'sözde' takvayı gözetiyorlardı.

Tarihin en arkasındayken; Güneşin sarı kumların üzerine doğduğu ve denizin onikiye parçalandığı o yerden, batının gece mavisine göç ettikten sonra; güçlendikçe güçlendiler ve iki kere Dünya'yı salladıktan sonra kafalarını kaldırıp onlara göre en uzak doğunun aşağısına bakışlarını çevidiler. İşte, o günden bu zamana kadar Dünya'ya rahat ve huzur vermediler.

Ancak;

Ne zaman tam anlamıyla 'Başardık' demeye yaklaştıklarında; birden bire "Kubbenin Temsilcisi" karşılarına dikilmiş ve planlarını en az yüz yıl ertelemek zorunda kalmışlardı. 

Nihayet aradan yüz yıl geçtikten sonra ilk önce demir kuşlarla kendilerine saldırdılar, ardından; denizlerler altından gelerek 'Artık' doğudan ayrılmayıp kıyamet sürecini hızlandırmak için kendi aralarında andlaşıp yeminleştiler.

İlk olarak iki nehir arasındaki 'Beyaz Kubbenin' bulunduğu beldeye konuşlanıp gözlerini gök yüzüne dikerek nöbetleşmeye başladılar. Ne zaman gökte bir ateş parçası kayıp gitse hemen kendi aralarında böbürlenip telaşa kapılıyorlardı.

Bir yandan amaçları doğrultusunda debelenmenin başarıya ulaşmasını istiyorlar, diğer yandan bakır kaplı dağ deşilmeden bir an önce kendi cennetlerini inşa etmek istiyorlardı.

Ne yaparlarsa yapsalar bir türlü herşeyi başlatacak ilk işareti ortaya çıkaramıyor, aşağı doğudan gelen ilahi rüzgarları bir türlü durduramıyorlardı.

Bölüm -2- Sonu.
(Bölüm -3-'te görüşmek üzere)

Not: Okudunuz bu yazı ve site'de yayımlanan diğer yazılar hayal ürünü olup gerçek kişi ve kurumlar ile alakası yoktur.